top of page
  • Ünal GÜL

Bağnazlık ve Eşik Bekçiliği Kavramları Perspektifinde Somut Bir Örnek:

Kıbrıs Barış Harekâtı ve TCG Kocatepe Gerçekleri

Sayın Mümin KIR yazdı

Bence bu ülkenin yani ülkemizin en önemli sorunu ne ekonomi ne siyaset ne de stratejidir. Bu ülkenin en önemli sorunu aslında hepimizin bildiği ancak artık olağan hale geldiği ve hepimizin alışması nedeniyle söyleyip geçiverdiğimiz en büyük düşman yani cehalettir. Şunu özellikle ve altını çizerek ifade etmek isterim ki; cehaletin eğitim kavramı ile çok karıştırılan öğretim seviyesi ile ayırdında ve farkında olmak bu konudaki temel şarttır. Aksi taktirde her zaman yapıldığı gibi gömleğin en üstteki düğmesini yanlış ilikleyerek işe başlamış oluruz ki, yıllarca bu hata ülkemizde maalesef çok yapıldı. Cehaletin yegâne panzehiri eğitimdir ki, insanlığın var oluşu ve gelişiminde hayati önemi olan eğitim asla öğretim demek değildir. Aksine öğretim, eğitimin önemli temel dinamiklerinden sadece bir tanesidir.


Nasıl ki eğitimin temel dinamikleri varsa, cehaletinde temel dinamikleri vardır. Bu temel dinamiklerden en önemlisi, siyasi görüş, inanç ve din anlayışı, sosyal statü, maddi üstünlük veya yoksunluk (vb.) ayırt etmeksizin birçok insanın ruhunda ve bedeninde dolaşan ve günümüzde cehaletin üstü örtülmüş veya gizli hali olarak tanımlayabileceğim bağnazlıktır. Hemen bilgisayarımızda bilinen arama motoruna yazdığımızda bu konuda kısaca şu tanımla karşı karşıya kalırız: Bağnazlık; bir düşünceye, bir inanışa körü kürüne bağlanıp ondan başkasını düşünemeyen. Evet kısa ve öz olarak tam da budur. Bugün Türk halkının eğitimli bir toplum yapısına kavuşmasının önündeki en büyük engel işte cehaletin bu en önemli silahıdır. Bağnazlık öyle bir eşiktir ki duygusal ve zekâsı olsa bile aklını çok kullanamayan toplumların cehaletten kurtuluşunun önündeki fethedilmesi ancak akılla mümkün olabilecek çok zorlu bir kaledir.


Bağnazlık öyle bir eşiktir dedim ya, tabi ki bu eşiğin de her zaman ve her yerde olduğu gibi bekçileri vardır. Eşik bekçileri.


Her gün insanlara ulaşan sınırlı sayıda mesajın, sayısız bilgi parçalarından seçilme ve işlenme süreci olarak tanımlayabileceğimiz eşik bekçiliği (gatekeeping), medyanın modern kamusal hayattaki rollerinin merkezidir.


Diğer bir ifadeyle, eşik bekçiliği kitle iletişim araçlarında, görece biçimsel iletişim sistemlerinde(örneğin, gazeteler, televizyon istasyonları gibi) iş gören ve eşik bekçiliği etkinliklerinin önemli toplumsal uzantıları olan bireyler ya da gruplar için kullanılan bir terimdir. Eşik bekçisinin ana işlevi bir bireyin aldığı mesajları süzgeçlemektir. Eşik bekçileri belli mesajların geçmesine izin verirken, diğerlerinin geçmesini engeller.


Eşik bekçisi kavramı, kitle iletişim araçları içinde profesyonel iletişimcilerin yayın için birkonuyu seçmesi ya da reddetmesi eylemini anlatmak için kullanılmaktadır. Medya iletişimsürecinin anlaşılmasında önemli bir kurum olan eşik bekçileri, iletileri seçen, değiştiren, reddedenve bu yolla bir alıcı ya da alıcılar grubuna enformasyon akışını engelleyenlerdir. Diğer bir ifadeyle, eşik bekçileri, bir mesajın okuyucuya ulaşıp ulaşmamasıkonusunu karar veren kişi ya da kişilerdir.


Eşik bekçiliği yıllardır haber ve bilgi akışını anlamak ve kontrol etmek için bir gazetecilik çerçevesi sunmaktadır. Eşik bekçileri, gazeteciler, editörler ve diğer medya mensupları haber yapma süreci üzerinde kontrol sahibidirler. Bu kontrolün geleneksel habercilik anlayışında daha ön planda olduğu üzerinde yaygın bir kanı vardır. Haber değeri veya medyanın yayın politikası bir haberin yayınlanıp yayınlanmamasını belirleyen faktörlerdir. Geleneksel eşik bekçiliği yapılanmasında editör ve gazeteciler, izleyicilerin haberden ne bekledikleri, istediklerini bilmediklerine inanmaktadır. Bu yaygın düşüncenin yansıması olarak, gazeteciler hangi hikâyenin önemli olduğunu belirlemek için yargılarını ve tecrübelerini kullanırlar. Editoryal açıdan, eşik bekçiliği ‘seçme süreci’ olarak görülmektedir. Bu süreçte bazı içerikler yayınlanmak için seçilir diğerleri ise dışarıda bırakılır. Bu seçme sürecinde okuyucu/izleyici/seyirci pasif bir konuma indirgenir, geri besleme oldukça sınırlıdır.


Ve final: Geleneksel ve modern medyada bir gündem belirleme aracı olmakla birlikte aynı zamanda bir kamu diplomasisi yöntemi olan eşik bekçiliği ile bağnazlığı yan yana getirdiğiniz andan itibaren ne kadar çabalarsanız çabalayın cehaletin yenilmesi ve halkın doğru bilgilere ve doğru davranışlara özendirilmesi neredeyse imkânsız hale gelir.


Bu kavramsal ve düşünsel açıklamalardan sonra sizlere hepimizin aşina olduğu bir konu ve kişi üzerinden konuyu somutlaştırmak ve örneklemek istiyorum.


Bugün 49’uncu yılını kutladığımız 20 Temmuz 1974 tarihli Barış Harekatı’nın bizler için ne anlam taşıdığı, akıllarımızdaki ve ruhlarımızdaki yeri, siyasi ve askerî tarihi ile insanlık tarihindeki önemi hepimiz için aşikardır. Zamanın siyasi iradesinin ve TBMM’nin kararı ile şanlı ordumuzun tarihi zaferinin günümüzde gerçekleşen sonuçları ile Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlığı ve bugün Akdeniz’deki varlığımız, bu harekâtı gerçekleştiren şehit ve gazilerimizin canları pahasına tarihe altın harflerle yazılmıştır.


Bu zaferin gerçekleşmesinde tarihe altın harflerle yazılması gereken unsurlardan en önemlisi de elindeki kısıtlı sayıdaki gemi ve araçla, tarihte nadiren görülen bir kararlılık ve azimle, imkân-kabiliyet/sonuç odaklı olarak değerlendirildiğinde bana göre tarihin en başarılı amfibi harekâtını gerçekleştiren Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve kendi uçaklarımız tarafından batırılan TCG Kocatepe’dir.


Yukarıda arz ettiğim eşik bekçiliği-bağnazlık konusunda ülkemizde yaşanan ve halkımızın ve gelecek kuşakların yalan-yanlış bilgilendirilmesine neden olan en somut örneklerden biridir kahraman TCG Kocatepe. Şehitlerimiz, gazilerimiz ve tarihe karşı sorumluluğum nedeniyle ismini açıkça ifade etmekte hiçbir beis görmediğim gazeteci Emin ÇÖLAŞAN tarafından yıllardır tek taraflı teyide muhtaç bilgilere ve süzgeçten geçmiş anlatılara istinaden gazetesi ve köşesinden yapılan yayın ve yazılar, halen hayatta olan birçok TCG Kocatepe gazisini haksızca ve insafsızca derinden yaralamakta ve ebediyete irtihal etmiş şehit ve gazilerimizin aziz hatıralarını rencide etmektedir. Kıbrıs’ı görüp görmediğini bile bilmediğim ancak harekatta TCG Kocatepe’de olmadığını kesin olarak bildiğim Çölaşan’ın her 20 Temmuz da kendini bu konuda bilirkişi ilan etmesi ve bir Kıbrıs Barış Harekâtı ve TCG Kocatepe uzmanı olarak medyada varlık göstermesi yıllardır düşündüğüm ve bana çok ilginç gelen bir konudur. Bir kısmı ebediyete göçmüş insanlardan aktardığı yıllar önceki bilgileri sanki bugün yapılmış bir röportaj gibi sunması ve bu konuda yapılan katkı, tashih (düzeltme) ve görüşme/açıklama taleplerine hiçbir şekilde yanıt vermemesi eşik bekçiliği yanında tam bir bağnazlıktır. Yıllardır, oturduğu yerden, hemen herkese, doğruluk, dürüstlük, etik ve erdem dersi veren, Çölaşan’ın bu kibirli tavır ve davranışları şehitlerimize ve gazilerimize saygısızlık olduğu gibi en hafif tabiriyle gazetecilik meslek ilkeleri ile objektif ve tarafsız yayıncılığın nasıl yapılmayacağına ve aynı zamanda kişisel kaprisin ilgili okullarda okuyan öğrencilere verilecek en somut örnekleridir.


TCG Kocatepe, barış harekâtı zaferinin sevincindeki en büyük üzüntümüz olmuştur. Günümüzde hiç kimsenin derdi ya da sorunu suçlu aramak değildir. Tam tersine, yaşanan bu olaydan dersler çıkarmak, bir daha böyle olayların yaşanmasını önlemek için tedbirler almak ve hepsinden önemlisi haksızlıklara meydan vermemek ve bugüne kadar Çölaşan’ında yaptığı gibi yapılmış olan haksızlık ve vicdansızlıkları gidermektir. Bugün çok şükür ki “TCG KOCATEPE NASIL BATTI (Bir Akıl Tutulması)” kitabının yazarı ve o gün o saatlerde savaşı ve olayı bizzat yaşayan TCG Kocatepe SHM (Savaş Harekât Merkezi) subayı sayın Özhan BAKKALBAŞIOĞLU olmak üzere birçok TCG Kocatepe gazisi subay, astsubay ve erlerimiz ile anılan harekata çeşitli gemi ve görevlerle katılan gazilerimiz, emekli amiral, subay ve astsubaylarımız halen hayattadır. Çölaşan gerçek arıyorsa gerçekler onlardır ve gerçek onlardadır. Ve kahraman gazilerimiz bu konuda defalarca Çölaşan’a katkıda bulunmak ve gerçekleri anlatmak için çağrıda ve teklifte bulunmuşlar ancak koskoca bir kibir duvarı ve anlamsız bir suskunlukla karşılaşmışlardır.


Ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak tarih ve insanlık önünde ilan ediyorum ki; gazeteci Emin ÇÖLAŞAN’ın yıllardır, Kıbrıs Barış Harekatı’nın TCG KOCATEPE ile ilgili yazmış oldukları gerçeği ortaya koymayan, belge, bilgi ve teyide muhtaç olan, tek taraflı ve dar bir bakış açısıyla yayınlanmış yazılardır. TCG KOCATEPE’nin gazileri başta olmak üzere, o tarihte harekatın o kısmında görev yapmış kahraman gazilerimiz dinlenmediği, bilgilerine ve belgelerine başvurulmadığı sürece yapılan ve yazılan her şey bizlere TCG KOCATEPE’nin değil sadece Emin ÇÖLAŞAN gerçekliğini ortaya koymaktadır.


Bu vesile ile kırk dokuz yıl önce bugün Kıbrıs Barış Harekatı’nın başarıyla sonuçlanması, emperyalizm güdümündeki ENOSİS anlayışı ve ada da yaşanan Türk katliamlarına son verilmesi ve Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlığı ile bağımsız bir KIBRIS TÜRK DEVLETİ kurulması için hayatını veren aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi saygıyla anıyor, çok şükür ki hayatta olan tüm gazilerimize şükranlarımı sunuyor ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin TCG KOCATEPE’nin kırk dokuz yıl önce başlattığı aziz hatırasını, hakkettiği şekilde yaşatmasını diliyorum.


KAYNAKÇA:

Erol İlhan, Dr. Öğr. Ü., Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, erol@gazi.edu.tr

Sosyal Ağ Çağında Eşik Bekçisinin Değişen Rolü

84 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

CİNNET ÇAĞI

bottom of page