top of page
  • Ünal GÜL

ABD Deniz Gücü Neden Geriliyor?

Sayın Cem GÜRDENİZ yazdı


Dünya ticaret sistemi okyanuslara bağımlı bir sistemdir. 2023 yılında taşınan 12 milyar ton yük bu sistemin somut sonucudur. Dünyada hareket halindeki ticari yüklerin %89’una karşılık gelen bu değer tedarik zincirlerinin ve arz talep dengelerinin idame edilmesine esastır. 8 kritik deniz ticaret düğüm noktası ve mega limanlar ile tali limanlar arasında işleyen bu sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrası jandarması Amerikan Donanmasıydı. ABD, dünya ticaretinin aksamadan sürdürülmesine karşılıksız katkı sağlamadı. Bunun karşılığında dolar hakimiyetini ve Washington Consensus’u korurken, kendi jeopolitiğine rakip olacak tüm oluşumları doğduğu andan itibaren ezecek bir grand strateji izledi. Amerikan Donanması sert gücünün karaların içinde de etkisi olan bir nevi sopası oldu. T.Roosevelt’in dediği gibi ‘’yumuşak konuş, ama büyük bir sopa taşı’’ (Speak softly but carry a big stick) politikasının en önemli aracı oldu.


Gerileyen Amerikan Deniz Gücü


Hollywood’un da etkisi ile genelde dünyada önemli çoğunluk Amerikan denizi gücünün yenilmezliğine inanır. Bu inanış nitelik ve nicelik sebepleriyle İkinci Dünya Savaşı sonrasından soğuk savaşın bitişine kadar doğru bir tespitti. Ancak soğuk savaşı tek kurşun atmadan zaferle bitirmenin verdiği zafer sarhoşluğu, büyüklük kompleksi, stratejik tembellik ve en önemlisi önce 1991 yılında yaşanan 1. Körfez Savaşında Irak karşısında ve daha sonra Yugoslavya krizinde Sırplar karşısında çok hızlı koalisyon gücü oluşturma yeteneğinin ortaya çıkması ile ABD savunma bütçesini çok hızlı küçülttü. Dolayısı ile donanması hızla küçüldü. Teknolojik üstünlüğü ve özellikle Tomahawk füzesi tekeli ile küresel çapta denizden karaya güç intikal ettirebilme yeteneğini 80’lerden itibaren ispat edebilmesi ve bu yeteneği tekelinde tutması da bu süreçte rol oynadı. Özellikle uçak gemileri ve nükleer denizaltılar dışında kalan muharip gemiler ile lojistik destek ve yardımcı gemilerin sayıları hızla azaltıldı. Gemi sayısı azaltılırken askeri tersaneleri ile donanmaya gemi inşa eden sivil tersanelerin sayısı da süratle azaltıldı.


Zafer Sarhoşluğu


Sonuçta 1989’da 580 muharip ve yardımcı sınıf savaş gemisi olan ABD Donanması, rakipsiz kalınca kademeli bir şekilde küçüldü. Bugün toplamda 292 muharip ve yardımcı sınıf savaş gemisine sahipler. Soğuk savaş sırasında örneğin 1950’de bu sayı 1842 idi. İkinci Dünya Savaşı bittiğinde 6000 gemiye sahip olan ABD’nin Soğuk Savaşta bu kadar büyük bir donanmaya sahip olmasının temel nedeni Pax Americana ve dolar hakimiyetini dünyaya dayatma ihtiyacı içindi. Bu hedefi başarınca ve Sovyetler yenilip denizde rakipsiz kalınca Fukuyama ’nın tarihin sonu tezi ile izah edilebilecek acelecilikle ‘’artık dolardan ve Amerikan tipi neoliberalizmden geri dönüş imkansızdır, değerlendirmesi ile askeri dayatmanın donanma bacağını küçültmeye karar verdiler. Amerikan istihbaratı her zamanki gibi yanlış değerlendirme ile Çin deniz gücünün 30 yıl içinde kendilerine rakip olabileceğini değerlendiremedi.


Savunmadan Güvenliğe Yöneliş


Kontrolsüz küçülme, bugünkü zafiyeti yarattı. 11 Eylül 2001 sonrası Savunmadan Güvenliğe yönelen ABD, GWOT (Terörle Küresel Savaş) altında savunma bütçesini dağınık kullandı. Neocon’ların Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sınır değiştirme operasyonlarına büyük kaynaklar ayrıldı. Sonuç ortada. Bugün 32 trilyon dolar kamu borcuna saplanan Amerikan ekonomisinin sert güce dayalı donanması okyanuslarda küresel liderliğini artık sürdüremiyor.  Amerikan Donanması büyük güçler rekabet döneminde artık rakipleri karşısında nisbi zafiyet içinde girmiştir.


Obama’nın Donanmayı Küçültmesi


Bu küçülmenin en büyük mimarı Obama oldu. 2013 yılı içinde Amerikan savunma bütçesine üst üste iki darbe vurdu. Cumhuriyetçilerin büyük muhalefetine rağmen 10 yıllık savunma bütçesinden 472 milyar USD kesinti (defense cut) ve üstüne üstlük bu kesintiden kısa süre sonra on yıllık savunma bütçesinden ilave 412 milyar USD el koymaya (sequestration) karar verdi. Bu kesintiler Amerikan Donanmasının tedarik projeleri ile operatif faaliyetlerini alt üst etti. 2016 yılında da bu politika devam etti.  2016 başında Savunma Bakanı Ashton Carter, Deniz Kuvvetlerinin bütçesini kısmasını ve harcama metotlarını değiştirmesini istedi. Bu kapsamda donanmadan daha çok gemi inşa edilmesi yerine daha çok akıllı mühimmat ve silah sistemlerine para harcanması istendi. Bakanın bu ikazı, Amerikan amirallerini rahatsız etti. Tecrübeli bir savunma uzmanı olan Carter, 2016’da donanmanın 308 gemi sayısını aşmaması gerektiğinin altını çiziyor ve direktifinde ‘’bu sayının sorumsuzca geçilmesine izin verilmemelidir’’ ifadesini kullanıyordu. Onu eleştirenler ise sayıların önemli olduğunu zira o sayede caydırmanın kazanılacağını; caydırmanın savaşmaktan çok daha ucuz ve kolay olacağını savunuyorlardı. Caydırmak varlık göstermekten geçer. Varlık göstermek de yüksek harekât temposu ve çok sayıda gemi demektir. Donanma çevreleri, değişik yayınlarda gözlemlenen görüşler paralelinde bakanın bu ikazının deniz stratejisini, dost ve düşman algısını değiştireceğini ve çok tehlikeli olduğunu savundular. Ancak Obama yönetimi Trump’a devrettiği donanmanın küçülmesini önlemedi. Halbuki Rusya’nın gerek 2008 Osetya ve gerekse 2014 Kırım müdahaleleri ile Güney Çin Denizinde tutum değiştiren Çin, ABD’ye donanma konusunda ciddi hata yapıldığının emarelerini vermişti. Ancak Amerikan hükümetleri hala Terörle Küresel Savaş GWOT paradigmasına sadık kalmaya devam ediyorlardı. Bu da donanmanın büyümesinden daha çok özel kuvvetlerin ve özel harekatın merkeze alınmasını gerekli kılıyordu.


Büyük Güç Rekabeti


Nitekim işler 2017’den sonra değişti. Diğer yandan Çin ve Rusya gibi kıta güçleri GWOT döneminde yani 2001-20017 arasında kabaca 16 yılı, denizden gelecek güçleri engelleyecek silah sistemlerine ve donanma unsurlarına aktardılar. 2017 yılında ABD ilk kez (GWOT) döneminin kapandığını ve Büyük Güçler Rekabeti (Great Powers Competition) döneminin başladığını ilan etti. Çok geç kalınmıştı. Rusya’nın 2008; Çin’in 2012 sonrası ABD’ye meydan okuyacak konuma gelmiş olmasını ABD geç anladı.


Bütçe Artarken Azalan Verimlilik


Bugün ayrılan kaynakların büyüklüğüne rağmen (2023’te 231 milyar USD) Amerikan Donanmasının küresel veya kıtasal savaşta çatışma denize yansıdığı takdirde sonuç alma gücü çok azalmıştır. Sadece gemi sayısının azlığı ve yavaşlayan gemi inşa yeteneği değil, aynı zamanda cephane ikmali, nitelikli ve liyakatli denizci istihdam sorunları, yeni teknolojiye dayalı silahların tedarik süreçlerindeki gecikmeler, savaş gemilerinin onarım, bakım ve arızalara müdahalede yaşanan devasa aksamalar bu kanaatte önemli role sahiptirler. Örneğin Amerikan Kongresi, son yıllarda her yıl yaklaşık 11 yeni savaş gemisinin tedarik edilmesine onay veriyor ancak ülke bunların çok azını inşa edecek endüstriyel kapasiteye sahip. Genellikle 11 gemi içinde yılda sadece iki denizaltı ve üç muhrip siparişini karşılayacak durumdalar. Sorun hem malzeme hem de nitelikli inşaat tezgahlarının sayısı. Amerikan Donanma Bakanı Toro’nun ifadesi ile ‘’Çin bir yılda ABD’nin 7 yılda ürettiği gemiyi üretebiliyor.’’ Diğer yandan proje yönetimi genelde başarısız. Başlangıç maliyet tahminleri gerçekleşen maliyetler ile örtüşmüyor. Örneğin Freedom sınıfı LCS (Korvet tipi kıyı harbi gemileri) için ilk proje maliyeti 220 milyon USD iken gerçekleşen maliyet 500 milyon USD oldu. Pek çoğu erkenden hizmet dışına çıkarıldı. Örneğin USS Sioux City 5 yaşında hurdaya çıkarıldı.


Bakım Onarım Zafiyeti


Üslerde ve donanmaya bağlı onarım tesislerindeki malzeme ve alt yapının durumu da iç açıcı değil. Amerikan donanmasının 4 askeri tersanesinin iskeleleri, kuru havuzları, vinçleri ve makine atölyelerinin çoğu ya kötü durumda ya da kullanım ömürleri geçmiş durumda; bunları modernize etmek için muhtemelen 30 yıl ve 25 milyar dolar kaynağa ihtiyaç duyulacağı açık kaynaklarda yer alıyor. Bu durum normal planlı bakım ve overhol zamanı gelen gemilerin büyük gecikmeler ile donanmaya dönmelerine neden oluyor. İkinci Dünya Savaşında ağır torpido yarası almış bir muhrip 9 ayda onarılabiliyorken, 2017 yılında Pasifik’te ticaret gemileri ile çarpışan Arleigh Burke sınıfı iki muhribin onarımı 2,5 yıl sürdü. Güdümlü mermi kruvazörü (CG) USS Vicksburg, medyada yer alan açık kaynak haberlerine göre altı yıldan fazla bir süredir Norfolk'ta onarımda kalmış. Bir nükleer saldırı denizaltısı olan (SSN) USS Boise, sekiz yıldır bekliyor. Amerikan Sayıştay Raporlarına (GAO) göre donanmanın bakım ve onarım tersaneleri, 2040 yılına kadar uçak gemileri ve denizaltılar üzerinde planlanan bakım süreçlerinin üçte birini gerçekleştiremeyecek. Senato Silahlı Hizmetler Komitesi başkanı Rhode Island demokrat parti senatörü Jack Reed'in 2023 sonbaharda ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Franchetti'ye sorduğu soru her şeyi açıklıyor: “Siz henüz bu küçülmüş filoyu muhafaza edemezken, Donanma gelecekte nasıl daha büyük bir filoyu muhafaza edebilecek? bugün 300'den fazla gemi var mı?"


Cephane Üretimi


Diğer bir sorun alanı silah, araç ve cephane tedariki. Bu sadece ABD için değil, Avrupa için de geçerli. Örneğin Alman şirketleri Soğuk Savaş'ın zirvesinde yılda 400'e kadar tank üretebiliyordu, bugün yılda yalnızca 50 kadar tank üretebiliyorlar. Diğer yandan binlerce parçadan oluşan bir silah veya sensör sisteminde tedarik zincirinde aksama olunca sistem büyük gecikmeler yaşıyor. Modern sistemler zaten hem daha pahalı hem de daha uzun üretim sürecine sahip. Ukrayna savaşı, Batı'nın ihtiyaç anında hızlı ve daha fazla silah üretme konusundaki eksikliklerini ortaya çıkardı. Bu duruma rağmen silah devleri büyük ciro artışı yaşamaya devam ediyor. Batının en büyük on savunma şirketi şu anda, talebin artmaya başladığı 2017 sonuna göre yaklaşık %57 artışla 730 milyar doların üzerinde sipariş defterine sahip durumdalar. Ancak siparişleri yetiştirme hızı çok düşük kalıyor. Örneğin ateşlenen Tomahawk füzesinin yerine yenisini koymak kabaca 2 yıl gerektiriyor. Bunun ABD donanmasına etkisi önemli. Son olaylardan örnek verirsek, Yemen’e karşı geçen haftalarda kullanılan Tomahawk füzelerinin aslında Rusya ve Çin hedeflerine ayrılmış olmasını değerlendirmek gerekir. İsrail için ABD, kendi savunma planlamasının dışında harcama yapıyor. Lockheed Martin ve RTX, tedarik zinciri zorlukları devam ettiği için 2023 yılında Ukrayna ordusunun yoğun kullandığı Javelin ve Stinger karadan havaya füzelerin üretimini iki katına çıkarmanın dört yıl alacağını, yani beklenenden iki kat daha uzun süreceğini ifade ettiler. Şirketler bu sorundan katı roket motorlarının eksikliğini sorumlu tutarken, Pentagon yetkilileri sorunların daha yaygın olduğunu, pek çok malzemenin yetersiz kaldığını söyledi. F35 üretim sürecinde yaşanan büyük gecikmeler zaten medyada sıradan haber haline dönüşmüş durumda.


Yeni Teknolojiler


ABD rakiplerinin gemiye karşı hipersonik füzeler ile balistik ve güdümlü mermilere ve ayrıca çok sayıda silahlı insansız hava aracına sahip olması Amerikan donanmasının havadan gelen yoğunlaşmış tehditlere karşı hem teknolojik hem de lojistik olarak savunmasız bırakıyor. Zira mevcut teknoloji ve ellerindeki hava savunma silah envanteri bu tehdide yeterli olamıyor.  Önümüzdeki 10 yıl ABD’nin hipersonik füzelere karşı savunma sistemi yok. Diğer yandan Çin ve Rusya'daki savunma şirketleri çoğunlukla devlete ait olduğundan batı rakiplerinin maruz kaldığı ticari baskılara daha az maruz kalıyorlar. Örneğin Rusya 22 Şubat 2024 tarihinde denizaltılar ve suüstü gemilerinden atılan Zircon hipersonik füzelerinin seri üretimine başlandığını deklare etti. Bir diğer sistem olan uçaktan atılan Kinzhal füzelerinin seri üretimi halen devam ediyor.


Personel Zafiyeti


ABD Donanması 2023’te hedeflenen 37,000 yeni denizci hedefine ciddi tavizler sonucu 7000 eksikle erişti. Az sayıda gemi, çok uzun deniz görevlerine ve aile ayrılıklarına neden oluyor. Bu durum refah toplumunun gençlerini donanmadan uzak tutuyor. Halbuki donanma bütçesinin neredeyse dörtte biri yakını personel bütçesine ayrılmış durumda. Yine de yetmiyor. Amerikan savaş gemilerinin denizaltılar hariç tam kadro personel ile dolaşanlarının sayısı çok az. Pek çoğu eksik personelle görev yapıyor. ABD’de 16-21 yaş grubunun sadece %8’i asker olmayı düşünüyor. Bu da tarihin en düşük değerlerinden birisi. ABD’de ilk kez asker aileleri kendi evlatlarını silahlı kuvvetlere katılmaktan alıkoymaya başlaması bu düşüşte önemli rol oynuyor. Diğer yandan Amerikan gençliğinin neredeyse %77’sinin fiziken silahlı kuvvetlere katılmak için yetersiz olduğu ortaya çıktı.


Deniz Ticaret Filosunun Durumu


ABD, deniz gücünün en büyük bir diğer açığı da Amerikan deniz ticaret filosunun zayıflığıdır. Bu zayıflığın temel nedeni de 1920 yılında çıkarılan Jones Act isimli kanundur. Kanun sadece deniz ticaretine değil aynı zamanda gemi inşa faaliyetlerine de yön verir. Kanun Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD Deniz Ticaret Filosunu, ABD Gemi İnşa Sanayi’ni güçlendirmeye ve Amerikan gemi adamını armatör karşısında korumaya odaklıydı. Kanunun 27. Maddesi şöyledir: "ABD limanları arasında su yolu ile yapılacak tüm taşımalar ABD’de inşa edilmiş, ABD vatandaşları tarafından sahip olunan ve mürettebatları ABD vatandaşı veya ABD’de daimi ikametgah sahibi olan kişilerden müteşekkil gemiler tarafından yapılacaktır." Kanun çok keskindir. Örneğin eğer Amerikan bayraklı bir ticaret gemisi yurt dışında tekne onarımına girer ve tonajının %10’u üzerinde tekne sacı değişirse o gemi Amerikan bayrağı çekemez. Bu kanun halen yürürlüktedir ve özü rekabetçi kapitalizme dayalı Amerikan sisteminde büyük tepki çekmektedir. Bu kanun yüzünden ABD içinde kabotaj deniz ulaşımı akan yıllar içinde hızla geriledi. Bugün iç su yolları dahil suyun ve denizin payı %4 seviyesindedir.  ABD Ulaştırma İstatistikleri Bürosu'na göre, 1960 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin okyanuslarda dolaşan yaklaşık 3000 gemiden oluşan bir ticaret filosu vardı ve bu, tüm dünyadaki ticari denizciliğin yaklaşık %17'sini oluşturuyordu. 1970'e gelindiğinde filo yarı yarıya küçüldü. 2019’da ABD'nin açık deniz kuru yük gemileri ve tankerlerinden oluşan ticaret filosunun tamamı yalnızca 182 gemiydi. Danimarka'nın Maersk Firmasının bugün 700 gemiye sahiptir. Diğer bir sorun ABD’nin okyanus ötesi Hawaii, Alaska, Puerto Rico,  Samoa, Guam gibi okyanus ötesi topraklarına ana karadan sadece Amerikan bayraklı gemilerin yük taşımasına izin verilmesi. Bu durum savaş ve kriz durumlarında son derece riskli durumlar yaratacaktır. ABD’nin uzak deniz alanlarındaki müttefiklerinin desteklenmesi söz konusu olursa savaş durumunda ticaret filosunun yetersizliği ciddi baş ağrısı yaratacak güçte. Diğer yandan deniz ticaret filosu işletmek karlı bir iş alanı olmadığından yeni gemi siparişleri verilmiyor. Bu da yurt dışında inşa edilenlere nazaran Amerikan tersanelerinde ticaret gemisi inşa maliyetini çok artırıyor. Dışarıda yapılan gemi de kabotaj hatlarında çalıştırılmadığından hem gemi inşa sektörü hem de ticaret filosu süratle geriliyor. Benzer şekilde gelecekte bu kanun kaldırılsa ve ticaret gemisi sayısı yeterli olsa da büyük bir savaşta deniz ulaştırmasının korunmasına yönelik suüstü savaş gemisi sayısı da çok yetersiz. Bırakalım Pasifik Okyanusunu, Atlantik okyanusunu yakıt ikmali yapmadan geçebilecek savaş gemisi sayısı kısıtlı. Diğerlerine tanker veya donanma destek gemisi tahsisi gerekiyor. Onların sayısı da yetersiz. Ticaret gemilerinin kendilerini savunacak su üstü veya hava savunma sistemleri yok.


Zorlu Bir Gelecek


Bugün gelinen noktada Amerikan gücünün omurgasını teşkil eden deniz gücü yetersiz. ABD, adeta miras yiyen bir aile durumunda. O nedenledir ki Yemenli Husilere karşı Kızıldeniz’de son 3 aydır ciddi bir sonuç alınamıyor. Avrupalı dostlarına bölgeye gemi göndermeleri için avuç açan duruma düşüyorlar. ABD Kızıldeniz’de tarihinin en büyük ikilemi arasında kalmış durumda. İsrail’e tam destek verip Yemen’de kara harekâtı ile Husilerin üzerine gitse çok kan kaybedecek ve Rusya/Çin ile yaşanan rekabet döneminde çok büyük enerjisini İsrail için harcayacak. Muhtemelen Tayvan ve Güney Çin Denizinde siyasi mevzi kaybedecek. Ukrayna’daki durum ABD için bir kabusa dönüşmüş durumda. Eğer 2014 Maydan ayaklanması ve Rusya karşıtı darbe yaşanmamış ve Donbas bölgesinde Minsk anlaşmalarına uyulmuş olsaydı bugün ABD bu duruma düşmez, Rusya Donbas bölgesi ile Azak Denizini tamamen işgal etmemiş, en azından Ukrayna hükümeti nüfusunu ve alt yapısını feda etmemiş olurdu. Ukrayna savaşı ile İsrail’in Gazze emrivakisi Amerikan gücünün tükenişini hızlandırdı. Bu tükenişten en büyük payı alan şüphesiz deniz gücü oldu. 1900’lerin başında Amiral Mahan Amerikan Başkanlarını ikaz etmişti. The Problem of Asia isimli kitabında’’ABD ileride Pasifikteki güçlerle karşı karşıya gelecektir’’ demişti. Jeopolitik okuma ile yapılan bu yorum çok doğruydu. 1941’de denize çıkan ve büyük rakip haline gelen ada devleti Japonya ile savaşmak zorunda kaldılar. Şimdi karşılarında denize çıkan kıta devleti Çin var. En önemlisi ABD neoconlarının jeopolitik ihtirasları, başta deniz gücü olmak üzere güçleri ile uyumlu değil artık. İşleri çok zor. Bu duruma rağmen ülkemizde hala neoconların peşinden gitmeyi ve çöken bir mirasyedinin tuzaklarına düşmeyi marifet sanan bir kesim var. Gerek iktidar gerekse muhalefette yer alan bu kesim, dilerim Türkiye’nin başını belalara sokmaz.

6 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Σχόλια


bottom of page