top of page
  • Ünal GÜL

100 Yıl Sonraki Hesaplaşma…

Güncelleme tarihi: 11 Ara 2022

Sayın Özhan BAKKALBAŞIOĞLU yazdı

Sevr ve Lozan Antlaşmalarının 100 yıl sonraki hesaplaşması ve Türkiye jeopolitiğinin getirdiği değişimleri bu yazımda ele almaya çalışacağım


Emperyalist ülkeler,1’inci Dünya Savaşı sonunda Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarına uygulamadıkları bir barış antlaşmasını, binlerce yıla hükmederek 20’nci yüzyıla erişen Türk İmparatorluğu’na kendi menfaatlerini ayakta tutmakiçin10 Ağustos 1920 tarihinde imzalattılar. Yok olma Antlaşması olan Sevr ile İmparatorluk parçalandı.


Denizlere açılımı olmayan Orta Anadolu’ya sıkıştırılmış bir ülke, Harbin verdiği ekonomik ve siyasi yıpranma ile baş başa kalan galip devletler; Türkiye’de Kurtuluş Savaşı’nın başlamasının nasılsa taşeron Yunanistan tarafından bitirileceği umudu ile dururken, Atatürk’ün Yunanistan’ı denize döküp emperyalist ülkeleri özellikle Büyük Britanya’yı masa başında dize getirip Lozan Barış Antlaşması’nı imzalatması, Harbi kazananlar tarafından hiç hoş karşılanmamıştı. Bir yerde onlar için onur kırıcı Lozan Antlaşması’nı kendilerine yediremediler.


Araya2’nci Dünya Savaşı girdi


1950 yıllarında birbirlerine düşman olanlar artık barıştılar ve ortak menfaatlerde birleştiler. Artık birbirleri ile savaşmanın bir fayda vermeyeceğini, asıl menfaatin yarım bıraktıkları eski Türk toprakları üzerinde olduğu fikrinde(yeniden) birleştiler. Akabinde,24 Temmuz 1923’te Lozan’da uğradıkları yenilginin hesabını sormak için siyasi ve ekonomik düzenlemelere başladılar. Sevr Antlaşması ile paylaşılan bu toprakların üzerindeki emperyalist düşünceler az bir değişiklikle 100 yıl sonra uygulanmak üzere gündem oluşturuldu. Önce çevre ülkelerden başlandı; Suriye, Irak bir daha eski statülerine kavuşamayacak şekilde parçalandı. Nasıl ki Irak’ın kuzeyinde sözde bir Kürt devleti kurulması ve batıya doğru genişlemesi ve de denize iştirakli hale gelmesi için sinsi uğraş verilmeye başlandıysa…Ki başka bir deyişle bölgede ABD destekli bir taşeron devlet kurulmak isteniyorsa son dönemde İran’da başlayan olaylarda benzer şekilde düşünülebilir. Gelişmeler bu ülkenin de yakın bir gelecekte parçalanması ve/veya statüsünün değişmesi yönünde ilerlendiğinin izlerini taşıyor.

Emperyal güçler eliyle bu taşeron ve terör yetiştiricisi yeni sunî oluşumlar, Türkiye’nin güney sınırlarını tehdit ettiği gibi topraklarımızda yaşayan Kürt vatandaşlarımıza da birtakım hayâller sunmaktadır. Bu sözde devletin yakın bir gelecekte doğuya kayarak İran Kürtlerini de içine alacak bir yapıya dönüşmesi beklenebilir. İsrail destekli bu taşeron, başta ABD olmak üzere emperyalistlerin polisi olacaktır. Bu bölgenin gerek Arap dünyasının gerek Türkiye’nin ve en nihayetinde Kafkasya’nın bile kontrolünü terörle veya çeşitli müdahale ile yapmaya hazır hale getirilmeye çalışıldığı aşikâr. Ancak bu kurulması planlanan yapının mutlaka denize açılması onlar için gereklidir ve yaşaması için denize ihtiyacı vardır. Ve maalesef Arap dünyasını yönetenler bu durumu hâlâ algılamış değiller. O nedenle TSK bu koridoru kesmiştir ve Rusya’da menfaatleri doğrultusunda birlikte hareket etmektedir. Sonuçta Türkiye’de Ermeni ve Rum azınlığı pek kalmadığı için kaos yaratmak için tek dayanakları Kürt kökenli vatandaşlarımızdır. Eğer bu da olmazsa mezhep çatışmaları denenecek veya azınlık bile olamayacak bazı etnik grupları toplumdan ayrıştıracak bir durum yaratma girişimleri de denenebilir. Yakın bir gelecekte İran’ın bölünmesi ve tarihte güney Azerbaycan olarak bilinen ve şimdi İran’ın kuzeyinde yaşayan Türklerin Azerbaycan’la yeniden bütünleşmesi, Azerbaycan’ı bölgenin güçlü devleti haline sokabilir.


Türk dünyasının son toplantısında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’ni gözlemci statüde bünyesine katmasına başta ABD olmak üzere AB de karşı çıkmıştır. Burada dikkat edilecek husus şudur. Türk dünyasının birleşme çalışmaları ve bu yapıya son olarak KKTC’nin katılması bile özellikle ABD’yi zorlamaktadır. Eğer Türk dünyası bütünleşir Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile entegre olursa Batı ve ABD biter. Önümüzdeki yıllarda başta ABD’nin, Türkiye’nin iç cephesini çatışma halinde tutmak, güneyden sözde bir Kürt devleti kurarak tehdit unsuru yaratmak, ekonomisini zora sokmak gibi hareketlerde bulunacağı açıktır.


Türkiye yıllardan beri iç cephesini barışa götürmek için uğraş veriyor. Ülkemizde her vatandaşımızın huzur içinde yaşadığı bir ortam sağlamak istiyorsak demokratik düşünce ile sorunlarımızı çözebiliriz. Zira Türkler ön Türklerden günümüze devlet disiplini içinde yaşayan, uygar ve demokrasi kültürüne haiz bir topluluktur. Töresinde adalet, ahlâk, bilgelik, cömertlik, yiğitlik hasıldır ve bu değerleri üzerinde var olmak ve onları sürdürmek ülküsüyle içinde liyakati esas alır ve bu erdemleri şahsında birleştirerek hem geçmişine hem geleceğine layık olacak şekilde yaşamını şekillendirir ve töresini daima Devlet teşkilatlanması ile sürdürür.


Bu vatanın elden çıkması için çalışıp uğraşanlara bırakılmayacak jeopolitik önemde bir coğrafyadayız. Bu nedenle 7’den 77’ye Lozan Antlaşması’nın önemini, Sevr Antlaşması’nın hortlamaması için çok iyi anlamalı ve analiz etmeliyiz çünkü Sevr gündeme sinsice yeniden getirilmektedir.


Neden bu bölge barışa hasret?


Yüzyıllardır birbirlerine düşman olan İngiltere, Fransa ve Almanya birbirleri ile barışıyor da aynı Batı Türkiye ile barışamıyor? Attila’nın Roma’da Papa’ya diz çöktürmesinden, Viyana kapılarına dayanmamızdan ya da Müslüman oluşumuzdan mı kaynaklanıyor? Ne derseniz deyin ama Batı’da hâlâ bir Türk korkusu var.


Hem NATO üyesiyiz ama içinde teröre destek çıkan onca ülke var. O kadar dost görünen düşmanımız var ki gerçekten dünyada yalnız bir devletiz. Artık jeopolitik konumumuzu ve kartlarımızı iyi kullanarak dost görünen bu ülkelere aynî ile karşılık yaratmamız gerekiyor. Yani oyunu onların kuralları ile oynamalıyız.


İstiyorlar ki, 1950’li yıllarda olduğu gibi ABD’nin içişlerimize karışacak kadar yakın ve hatta JAMMAT yardım kurulunun tayinlere karışacak kadar etkili olmasını istiyorlar.

Geçmişteki Johnson mektubu,1975ambargosu,4 Temmuz 2015 çuval hadisesi… ABD ne kadar dost ve müttefik? Bu artık iyice sorgulanmalıdır.


Biraz değişik de olsa Çekoslovakya kendi isteği ile parçalara bölündü. Peki, neden Kıbrıs bölünemiyor? Bir arada yaşamaları mümkün olmayan iki toplum hâlâ birleştirilmeye çalışılıyor. İstiyorlar ki Türkiye 1950 yıllar konumuna girsin. ABD’nin yeni maşası Yunanistan Türkiye’ye sorun çıkaran bir ülke olsun. Ve Türkiye ABD’nin güdümünde bir devlet olsun. Ekonomide ve iç politikada zayıflasın, dış politikası işlemesin. Bu nedenlerle iç cephe hep karışıyor ama tüm bunlara rağmen Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü’ne yakınlaşması, Türk birliğini kurma çalışmaları, Azerbaycan ile ilişkilerin doruk noktada olması, Ege’de kararlılığımız, Rusya ile olan ilişkilerin derinleşmesi,KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci olarak katılımı...Bu hareketler ABD’yi rahatsız etmektedir. O yüzden Türkiye’nin dikkatini dağıtmak için belki de bomba patlama dosyası bile ABD ve Batılı emperyal ülkeler tarafından yeniden tezgahlanmıştır demek pek saflık olmaz diye düşünüyorum. Bombayı patlatan teröristinde Afrin’den geldiğini biliyoruz. Afrin’i terörden arındırmak için TSK 2 ay 4 gün mücadele etmiş, 54 şehit ve 236 yaralı vererek AfrinÖSO’ya teslim edilmişti. Daha sonra ÖSO’nun kuruluş amacının dışında hesaplaşmalar ve çeteleşmesi ile ortaya çıkan otorite boşluğunu HTŞ(Tahrir el-Şam) terör örgütü doldurdu ve (KİMİN?) Afrin’e hâkim olmasına neden oldu. Suriye cephesi yeniden ısınıyor ve Türkiye yeniden aktive edilen dış cephelerle karşı karşıya kalabilir. Geçen yazımda da belirttiğim gibi çok yakın gelecekte 3 kutuplu bir dünya görebilme olanağı hızlanıyor ve tabir yerindeyse saflar yeniden oluşuyor. Bu yeni dünya düzeninde “Türkiye nerede olmalı?”bu öngörüyle tartışılmalıdır.

107 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page