top of page
  • Ünal GÜL

Çok Kutuplu Dünya Güçleniyor

Sayın Cem GÜRDENİZ yazdı

İkinci Dünya Savaşı sonrası Anglosakson dünyanın galibin tüm gücü ile dayattığı dünyaya hakimiyet tezi Sovyetler Birliği ile dengelenmiş ve dünya 1989 yılına kadar 2 kutuplu bir dünya düzenine sahip olmuştu. İkinci Dünya Savaşında 25 milyon insanını (üçte biri kadın) feda ederek Avrupa’yı Hitler faşizminden kurtaran Sovyetlerin 45 yıl sonra yıkılması, Anglosakson hegemonyaya sınır tanımayan hareket serbestliği verdi.


SINIR TANIMAYAN NEOCONLAR


Güç dengelerinde boşluk oluşmaz. Varşova Paktı ve Sovyetler Birliğinin kısa sürede dağılması Amerikan neoconlarına büyük moral ve enerji verdi. Rusya da parçalanmalı, kenar kuşak üzerindeki tüm devletler -Türkiye dahil- ABD’nin tam kontrolüne girmeliydi. Daha da öte Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki 22 devletin sınırları Amerikan jeopolitiği ve neo liberal ekonomi politiğine göre şekillendirilmeliydi. Bu vizyon 1946yılında ABD’nin ünlü Sovyetleri Çevreleme Stratejisine hayat veren George Kennan’ın bile hayalinin ötesindeydi. NATO genişlemesi, Yugoslavya’nın parçalanması, Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de vahşi müdahaleler bu vizyonun gereğiydi. Onlara göre Amerikan gücünü dengeleyecek bir güç yoktu. Ancak Amerikalı neoconlar bu vizyonu hayata geçirme sürecinde Çin’in yükselişini değerlendiremediler.


PASİFİK DENGELERİ


ABD, 1945 sonunda Pasifik havzasında çok güçlü bir üstünlükle galip gelmişti. Çin, ABD için komünist olmasına rağmen Sovyetlerle kıyaslanmayacak derecede zayıf bir tehdit idi. Çevreleme (Containment)’ın fikir babası George Kennan, Komünist Çin’in yükselişine rağmen doğrudan askeri çatışmaya karşı ihtiyatlıydı. Çevreleme stratejisi Çin için de geçerliydi. Ona göre Komünizmin Asya’da daha fazla yayılması önlenmeliydi. Bölgedeki komünist olmayan rejimlere destek verilmesini savunuyordu. Askeri müdahale yerine diplomasi ve ekonomik önlemleri kapsayan bir strateji uyguladı. Ancak 1950-53 yılları arasında yaşanan Kuzey ve Güney Kore arasındaki savaşa Kuzey Kore yanında müdahil olmasıyla stratejik resim değişti. ABD, Çin’in karşısında savaştı. Çin, 1949’da kurulmasına rağmen ABD, Pekin’i 22 yıl boyunca tanımamış ve BM Güvenlik Konseyinde Çin’i temsilen Tayvan’ı (Milliyetçi Çin) kabul ettirmişti. Kore Savaşına Amerikan soslu BM müdahalesinde karar bu taktikle çıkarılmıştı.


ABD-ÇİN YAKINLAŞMASI


Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşundan 20 yıl sonra 1969 yılında Sovyetler ile Çin’in sınır sorunu nedeniyle savaşmaları ABD yönetimini Çin’e yaklaştırdı. Çin’in jeopolitik perspektifte kenar kuşak sistemine dahil edilme durumu ortaya çıktı. Halbuki Çin, ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’ın 1971 yılındaki ziyaretine kadar tamamen tecrit edilmiş bir devlet durumundaydı. ABD ise Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Güney Kore ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN)ın beş kurucu üyesi Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland ile dost ve müttefik idi. Bu devletlerin 1971 yılında değil ticaret, Çin ile diplomatik ilişkileri dahi yoktu. (ASEAN) 1967’de Vietnam Savaşı sırasında komünizme karşı etki alanı yaratmak maksadıyla bir Amerikan projesi olarak doğduğunda Sovyetler Birliği ve Çin şiddetle karşı çıkmışlardı. Ancak 1971 Kissinger ve 1973 Nixon ziyaretlerinden sonra Çin’in tecridi kalktı ve Çin süratle dış dünyaya entegre oldu. Öyle ki Kasım 2000’de, Çin, ASEAN’a serbest ticaret anlaşması önerdi. Bu girişim 1 Ocak 2010’da dünyanın en büyük serbest ticaret bölgelerinden biri olarak kabul edilen ASEAN-Çin Serbest Ticaret Alanını (ACFTA)yürürlüğe soktu.


SOVYET ÇÖKÜŞÜNDEN DERSLER


Sovyetlerin çökmesinde ABD Başkanı Nixon’ın 1973’teki ziyaretinden sonra başlayan ABD -Çin yakınlaşmasının etkisi önemli rol oynadı. Öyle ki Sovyetlerin Afganistan işgalinde ABD ile Çin ortak faaliyetler yürütecek kadar yakınlaştılar. Ancak Çin, 1989 sonrası Sovyetlerin başına gelenlerin yükselen bir Asya gücü olarak kendisinin başına da geleceğini gördü. Zira pratikte devlet kapitalizmi uygulasa da komünist bir devlet idi ve rejimi değiştirilerek ABD güdümüne girmeliydi. Sovyet komünizminin çöküşünü değerlendiren Çin yönetimleri, devasa enerji kaynaklarına sahip olmasına rağmen çöken Sovyet ekonomisinden dersler çıkardı. Singapurlu diplomat ve eski BM temsilcisi Kishore Mahbubani ‘’Çin Kazandı mı? isimli kitabında şöyle yazıyor: ‘’Öncelikle, Sovyetler Birliği dış baskılar nedeniyle değil, iç zayıflıklar nedeniyle çöktü. Çin, ‘Hayatta kalmak için güçlü, dinamik bir ekonomiye ve güçlü, dinamik bir topluma sahip olma’ gerçeğinin farkında. Bu arada, 1949’da Amerikalı stratejist George Kennan, Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki mücadelenin sonucunun silahlarımıza ve askerlerimize değil, hangi toplumun daha büyük ruhsal canlılığa sahip olduğuna bağlı olacağını söylemişti. ABD toplumu, Sovyetler Birliği’ninkinden çok daha dinamikti. ABD gelişti ve Sovyetler Birliği çöktü. Çinliler, birinci önceliğin güçlü bir ekonomi ve güçlü bir toplum sağlamak olduğunu biliyorlar; bu yüzden halklarını büyük ölçüde eğitiyorlar ve ekonomilerini büyütüyorlar, böylece ikinci bir Sovyetler Birliği olmayacaklar.’’


ÇİN VE ÇEVRELENME


İçerde ekonomik istikrar, büyüme ve refahını artıran Çin, daha sonra ABD’nin kendisine açtığı fırsatları değerlendirerek küreselleşmeye ağırlık verdi. ABD’nin Sovyetleri çevreleyerek içine kapanmasından ders çıkardılar.  Kishore Mahbubani’ye göre Çin, çevreleme politikasına karşı önleyici bir hamlede bulunarak komşularının Çin ekonomisine bağımlı olmasını sağladı. Tamamen ABD kontrolündeki ülkelerden oluşan ASEAN ile 2000 yılında serbest ticaret anlaşması yapması bunun en güzel örneği. ASEAN’a serbest ticaret anlaşması öneren ilk ülkenin Çin olması son derece şaşırtıcıydı. 2000 yılında ASEAN’ın ABD ile ticareti 135 milyar dolar, Çin ile ticareti ise sadece 40 milyar dolardı. 2022’de ASEAN’ın ABD ile ticareti 450-500 milyar dolara (üç katından fazla bir artış) yükselirken, Çin’in ASEAN ile ticareti ise 40 milyar dolardan neredeyse bir trilyon dolara fırladı. Bu bir dünya rekoru idi. Mahbubani, ASEAN ülkelerinin gelecekte Çin’e karşı ABD tetiklemesi ve baskısı ile bir çevreleme politikasına girişmesini çılgınlık olarak niteliyor. Bu durum Çin’in Kuşak ve Yol projesi üzerinden alt yapı yatırımları alan ülkelerin de benzer çevreleme ve yaptırımlara iştirak etmelerinin zorluğunu ortaya koyuyor.


ÇOK KUTUPLU DÜZEN VE BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAK


Ülkeler arasında karşılıklı güven ve iş birliği olmadan jeopolitik rekabetler aşılamaz. Jeopolitik rekabette de Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi etki ve ilgi alanlarının karşılıklı tanınması esastır. ABD, 1945’te Sovyet etki alanını tanıyıp 1989’a kadar iki kutuplu dünyada yaşamayı kabul etmişti. Bugün ise tüm dünyayı etki alanında görmek ve tutmak istiyor. Neoconlar sadece okyanusları değil, kıtaları da istiyor. Ancak buna gücü artık yetmiyor. Gücünün tükendiğini büyük bir dünya savaşında yaşayarak görebilir ancak nükleer silahlar nedeniyle büyük bir dünya savaşı da kazananı olmayan bir savaş olacaktır. O zaman geriye kalan en doğru seçim çok kutuplu dünya düzeni içinde barış içinde birlikte yaşamayı kabul etmektir. Barış içinde birlikte yaşama kavramı ilk kez Çin Başbakanı Zhou En Lai tarafından 1953’te dile getirildi. Daha sonra Bağlantısızlar hareketinin yolunu açan Bandung Konferansında (1955) benimsendi. Çin’in Barış İçinde Bir arada Yaşamanın Beş İlkesi olarak adlandırılan bu ilkeleri şunlardı: Birbirinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine karşılıklı saygı./Karşılıklı saldırmazlık. /Karşılıklı olarak birbirlerinin iç işlerine karışmama. /Eşitlik ve karşılıklı yarar. /Barışçıl bir arada yaşama.


Bu kavram, 1956 Süveyş Krizi, 1956 Sovyetlerin Macaristan Müdahalesi, 1962 Çin Hindistan’ın Himalayalar bölgesindeki sınır savaşı ile yara aldı. 1960’larda başlayan Çin Sovyet ayrışmasının da bu süreçte rolü oldu. Dünya komünist hareketi de ikiye bölündü.

Barış İçinde birlikte Yaşama kavramı 1959 yılında Sovyet Başkanı Brejnev tarafından da kullanıldı. Brejnev, Kapitalist dünya ile ideolojik farklılıkları ayrı tutarak barış içinde yaşamanın gerekliliği üzerine odaklanıyordu. Nükleer savaşın önlenmesi, diplomasiye, ekonomik ve kültürel ilişkilere önem verilmesine vurgu yapan bu anlayış 1968 yılında Prag Baharında Varşova Paktının Çekoslovakya’ya askeri müdahalesi ile yara aldı. Bu kez 1970’lerden itibaren Sovyetler tarafından ortaya atılan Detente -Yumuşama politikası bir yerde Barış İçinde Bir arada Yaşama vizyonuna destek sağlamak üzere tasarlandı. 1973’te yaşanan Arap İsrail savaşı sırasında yaşanan gerileme rağmen bu siyaset özellikle nükleer silahların azaltılması ve kısıtlanması ile Helsinki Nihai Senedinin somutlaşması gibi başarılara yol açtı.


Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan Neocon hakimiyeti döneminde ABD kendi değerlerini kural temelli dünya düzeni altında dayattı. Judeo- Hristiyan ahlaka dayalı Neoliberal kapitalist ekonomi, insan hakları, demokrasi, inanç ve düşünce özgürlüğü Amerikan diplomatları ve siyasetçileriyle vekillerinin ağzında sakız oldu. Büyük güç olarak düşman kalmadığından terörle küresel savaş altında yeni tehdit yaratıldı. Ancak kendisine yakın olan PKK, YPG/PYD gibi terör örgütlerine kara gücüm diyecek kadar ya da kendi kurduğu İŞİD gibi örgütleri stratejik hamle aracı olarak kullanacak kadar çifte standart yaratıldı.


Rusya’nın 2008 Gürcistan müdahalesi ile Çin’in 2012’den itibaren Güney ve Doğu Çin denizlerinde ABD, Japonya ve Filipinler’e karşı ciddi tutum değişikliğine gitmesi neocon emperyalizmine büyük bir direnişin başlamasını tetikledi ve bugünlere gelindi. Çin Devlet Başkanı 28 Haziran 2024’de Pekin’de Barış İçinde Birlikte Yaşamanın Beş İlkesinin 70. Yıldönümünü Anma Konferansı’nda bir konuşma yaptı.


Xi şunlara vurgu yaptı: “Geçtiğimiz 70 yılda Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi, zaman ve mekânı aşıp yabancılaştırmaya direnerek güçlü bir dirence ve kalıcı geçerliliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu ilkeler uluslararası ilişkilerin açık, kapsayıcı ve evrensel olarak uygulanabilir temel normları ve uluslararası hukukun temel ilkeleri haline gelmiştir…İnsanlığın barış ile savaş, refah ile durgunluk, birlik ile cepheleşme arasında tutum belirleme zorunda kaldığı bu tarihi dönemde Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesini her zaman olduğundan daha fazla savunmalıyız ve insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşa etme şeklindeki yüce hedef için yorgunluk bilmeden gayret göstermeliyiz…Dünyadaki tüm güçler arasında Küresel Güney, güçlü bir ivmeyle öne çıkarak insanlığın ilerleyişinde can alıcı rol oynuyor…Yeni bir tarihi başlangıç noktasında bulunan Küresel Güney’in daha açık ve daha kapsayıcı olması gerekir…Ele ele vererek insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşasında başı çekmesi gerekir…’’


ÇOK KUTUPLU DÜNYA BAŞLADI


Ekonomik eksen çoktan batıdan doğuya döndü. Geçmişi sömürge sicili ile karanlık Anglosakson hakimiyeti geriliyor. Bu gerilemede en büyük neden Çin’in yükselişi ve Rusya’nın direnişi. Anglosakson liderliğin gerilemesinde ABD neoconlarının jeopolitik ihtirasının dizginlenemeyişi ve üstü üste çok büyük hatalar yaratmaları ve dünyayı felaketlere sürüklemeleri rol oynadı. Zira onları dengeleyecek askeri güç 2008 sonrası Rusya gibi ortaya çıksa da asıl olan ekonomik güce de sahip askeri bir gücün ortaya çıkmasıydı. Bunu Çin yaptı. Bugün ABD’nin 1945 sonrası yönettiği Batı merkezli ekonomik sisteme alternatif bir düzen inşa ediliyor. 2006 yılında Rusya, Çin, Brezilya ve Hindistan küresel bir ekonomik girişim yaratarak “BRIC” grubunu oluşturdu. Güney Afrika Cumhuriyeti 2010 yılında gruba katılarak girişim “BRICS”adını aldı. 5 üyeli BRICS daha sonra 4 üye daha alarak büyüdü. Bugün için BRICS+ içinde bulunan 9 ülke Dünya nüfusunun %45’inin, küresel ekonominin satın alma gücü paritesinde %36’sının, dünya ihracatının %25’inin ham petrol üretiminin %44’ünün sahibi. BRICS 2023’de küresel ekonomideki payını %35,7 seviyesine yükseltti. G7 ise %29’da kaldı.


Grupta BM Güvenlik Konseyi Daimî üyesi Çin ve Rusya gibi küresel/kıtasal nükleer güçler ile Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika Cumhuriyeti gibi kıtasal ekonomik/askeri güçler bulunuyor.  Son genişleme ile Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi iki kritik su yolunun kontrolünü sağlayan devletler (İran, BAE ve Mısır) BRICS+’de yerini almış oldu. BRICS+’in belki de en önemli özelliği, dünyanın en eski medeniyet ve kültürlerinin bugünkü temsilcileri olan devletlerden oluşması. 25 ülke BRICS üyeliği için bekliyor.


Diğer taraftan 1996 yılında sınır bölgelerinde askeri işbirliğini geliştirmeye yönelik olarak Çin liderliğinde 5 devletle kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü de 4 Temmuz 2024’de  Astana’da düzenlenen 24. ŞİÖ Zirvesi’nde Beyaz Rusya’nın  iştirakiyle 10 üyeli dengeleyici bir varlığa dönüştü. Zirvede bir konuşma yapan Rusya lideri Vladimir Putin şöyle dedi: “Dünyada hızlı ve geri dönüşü olmayan değişimlerin yaşandığı mevcut koşullarda, ŞİÖ’nün uluslararası ilişkilerdeki aktif girişimci tutumuna kesinlikle ihtiyaç var. Çok kutuplu dünya gerçek oldu” . ŞİÖ ve BRICS’in ortaya çıkan yeni dünya düzeninin temel direkleri olduğuna inandıklarını kaydeden Putin, bu iki uluslararası varlığın  çok kutupluluğun onaylanmasının lokomotifi olduğunu vurguladı.


ŞİÖ ve BRICS+ büyümesi şüphesiz çok kutuplu dünya düzeninin büyük çaplı savaşlar olmadan tesis edilmesine katkı sağlayacaktır. Sorun bu sonuca Anglosaksonların barış içinde bir arada yaşama iradesi ile katlanıp katlanamayacağıdır. Sorun, 1945 -1989 arasında  savaşmadan iki kutuplu dünyada barışı idame eden ve Sovyetler ile dengeli bir jeopolitik düzen kurabilen ABD’li devlet adamlarının  söz konusu mirasını  bu kez Siyonist ve neoconların hakim olduğu, bazılarının İncil ve Tevrattan gücünü alan hayaller dünyasında yaşadığı niteliksiz ve basiretsiz Amerikan siyasetçileri ve devlet adamlarının tekrar edip, edemeyeceğidir.

7 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


bottom of page